Yatırımcıyı çağırmak yetmez, öngörülebilirlik vermek gerekir
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın Avrupa Müteahhitler Birliği Genel Kurulu’nda yabancı yatırımcılara yaptığı çağrı, ekonomi gündeminin bu haftaki dikkat çeken başlıklarından biri oldu. “Geç kalmadınız, sizleri Türkiye’ye davet ediyoruz” cümlesi, bir davetten çok bir mesaj niteliğinde. Mesaj şu: Türkiye hâlâ yatırım alıyor ve almak istiyor.
- Bolat yabancı yatırımcıya çağrı yaptı.
- Türkiye'de ~89 bin yabancı sermayeli şirket var.
- Yatırım kararında öngörülebilirlik belirleyici.
Rakamlar da bu mesajı destekliyor. Bakan’ın verdiği bilgiye göre Türkiye’de yaklaşık 89 bin yabancı sermayeli şirket faaliyet gösteriyor ve bunların yaklaşık yüzde 63’ü Avrupa kökenli. 27 üyeli Avrupa Birliği ise Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağı. Bu, yeni yatırımcıya “sizden önce gelenler var” demenin güçlü bir yolu.
Ama yatırım kararı çoğu zaman bir davetle değil, bir tabloyla verilir. Yatırımcı üç şeye bakar: kurallar değişecek mi, hukuk öngörülebilir mi ve maliyetleri hesaplayabiliyor muyum? Bir şirketin on yıllık plan yaparken en çok ihtiyaç duyduğu şey, kuralların oyun içinde değişmemesidir. Kur, faiz ve enflasyon beklentisi de bu tablonun parçası.
Müteahhitlik sektörü bu açıdan iyi bir örnek. Türk müteahhitleri yıllardır yurt dışında projeler yapıyor; yani sektör, kendi coğrafyasında rekabet edebildiğini kanıtlamış durumda. Avrupalı müteahhitleri Türkiye’ye çağırmak, bu rekabetin iki yönlü işlemesi demek. Ortak girişimler, teknoloji paylaşımı ve üçüncü ülkelerde birlikte iş yapma imkânı, bu kapıdan girer.
Benim önerim şu: Davet kadar, davetin arkasındaki güvence de görünür olsun. Düzenlemelerde istikrar, bürokraside hız ve uyuşmazlıklarda öngörülebilir yargı süreci, hangi çağrıdan daha güçlü bir reklam olur. Çünkü sermaye, çağrıya değil, güvene gelir. Bakan’ın mesajı doğru; şimdi sıra, o mesajı gündelik uygulamada hissettirmekte.
Şunu da eklemek gerekir: Yabancı sermayenin Türkiye’ye ilgisi yalnızca fiyat avantajından değil, ülkenin coğrafyasından, genç nüfusundan ve üretim altyapısından da besleniyor. Bu üç unsur doğru bir politika çerçevesiyle birleşirse, çağrı karşılık bulur. Eksik kalan tek halka, kuralların kalıcılığına duyulan güvendir.
Yatırımcıya “geç kalmadınız” demek güzel; ama yatırımcının sorusu hep aynıdır: “Beş yıl sonra bu kurallar hâlâ geçerli olacak mı?” Bu soruya net ve inandırıcı bir yanıt verildiğinde, rakamlar kendiliğinden büyür.
Köşe yazısı yazarın kendi görüşünü yansıtır; Türkiye Bir Haber’in haber içeriklerinden ayrıdır.
